6 Kasım 2010 Cumartesi

Kitap Fuarı

Hiç kızmamak lazım, kendim kaşındım.. Idefix falan dururken, sırf öğrencilik yıllarımın nostalji dürtüsüyle tuttum taaaaa Beylikdüzü'ndeki kitap fuarına gittim. Gittim de boyum mu uzadı? Hayır! Aynı kitapları, aynı fiyata (hatta söylemeye dilim varmıyor ama aslında netten alsam çok daha ucuza) almakla kalmadım, bir de gidişte 2, dönüşte 2 saat havasız bir otobüsün içinde asla bitmeyecekmiş gibi görünen yolu çektim, ilkokul çocuklarının itişmeleri ve çığlıkları arasında kitaplara uzanmaya çalıştım, ayaklarıma kara sular, belime ağrılar ve taşıdığım birsürü kitabın ağırlığından ellerime kramplar girdi..

Kitap Fuarı'nın yine de kendine özgü, enteresan bir kalabalığı var. AKM'den kalkan otobüste tamamı öğrenci ya da akademisyen bir güruh oluyor ve bu güruhun büyük kısmı sol görüşlü arkadaşlardan oluşuyor. Yol boyunca birlik bütünlük ve kardeşlik havasında seyahat etmemizi sağlayan bu şen grup, aynı zamanda yol uzayınca bazen türkü söylemekten ya da yüksek sesle sonu gelmeyen memleket sorunlarından bahsetmekten hoşlanan bir grup. Bir başka kısım, kendini kırmızı atkılarla ve baklava desenli yün kazaklarla belli eden kürt aydınları. Bunların orta yaş üzerindeki erkeklerinde oldukça pos bir bıyık olup, mutlaka yuvarlak kemik gözlükler oluyor. Ayrıca kasketleri de kafayı üşütmemek ya da kelliği gizlemek amaçlı, otobüsün tropik ikliminde dahi devamlı takılı oluyor. Konuşmayan ve gazete okuyan bir kesim bunlar. Bir de kızıl saçlı ve mor ya da kavuniçi çerçeveli gözlüklü, muhtemelen üzerlerindeki tüm kıyafetlerle tezat renkte muz çorap giymiş orta yaşlı (muhtemelen sosyoloji ya da antropoloji hocası) teyzeler oluyor - ki bu son grup menopoz döneminde olduğu için, mutlaka yolculuğun 16.dk'sında tepe havalandırmasını açtırıyor, yine de yetmeyince, yaklaşık 2 saat sürecek olan entellektüel kelimelerle bezeli tuhaf bir mırıltıyla durmadan yakınıyor ve "üffff"lüyor. Bir de lise 3-4 öğrencileri var, özellikle test kitaplarına bakmaya geliyorlar. Bunlar büyük bir ciddiyetteler ve genellikle 2 saatlik yolu tıklım tıklım otobüste ayakta olarak gidiyorlar. Kulaklıklarından gelen çıstık'a biraz dikkat edildiğinde türk rock ezgileri tanınabiliyor. Saçları genellikle uzun ile kısa arasında biryerde oluyor ve çenelerinin hemen altında, kulağa doğru oldukça iri bir sivilceleri bulunuyor. Bunların 1-2 yaş büyük, sınavda toslamış ama umudunu da kaybetmemiş "abla ve abileri" genellikle 3-4 kişilik gruplar halinde gelip, kitaplara bakmaktan ziyade, "hoşlanılan kız"la vakit geçirme şansı veren bu etkinliğe girişte, yeni kaybettikleri öğrenci kimliği sorulunca hafif bir gerginlik ve utanç yaşıyorlar. Paralarına kıyıp içeri girdiklerinde, geçen sene bir arkadaşın tavsiyesiyle alıp, hiç okumadıkları halde masalarının üzerinden ayırmadıkları kitapları (nietzsche, susanna tamaro vb.) hoşlanılan kişiye gösterme ve hatta aldırma yolu ile entellektüel(!) yönlerini gösterme şansı yakaladıkları için mutlu oluyorlar.

Bir de benim gibi yazar olamamanın verdiği eziklikle otu/*oku inceleyen ve tuttuğu bloga taşıyan, kendi yazan, kendi okuyan, kendi gülen, eğlenen tipler var.. Bu arada; bu kesim, geçen gün Türkiye'de YILDA kişi başı ortalama 1.6 kitap okunduğunu öğrenip şoka girdi.. İnsan elde olmadan düşünüyor, fuardaki o kalabalık ne yapıyor peki kardeşim????

1 yorum:

  1. bu fuarlar dediğin gibi sosyalleşme ortamları..bir de kitaplara dokunmak ve kitap kokusu almak var ama o kalabalıkta biraz zor olsa gerek..belki o kadar kalabalık olmasın diye o kadar uzakta fuar düzenliyorlardır:) ama anlayan yok:)ben daha çok kitap mağazalarında dolaşmaktan hoşlanırım ama orada da bir süre sonra sıkılmaya başlıyorum nedense,daha önce almayı düşündüğüm birçok kitabı unutup seçme yapamadan çıkıyorum genellikle..sahaflarda dolaşmak daha hoşuma gider oldu,belki yeni kitaplardan çok eski kitaplara daha yakın hissediyorum kendimi kimbilir..fuar ziyaretçilerini de çok güzel gözlemişsin doğrusu,tebrikler..

    YanıtlaSil