2 Mayıs 2010 Pazar

İşçi Bayramı / İşçiye Hergün Bayram


Bizim memlekette 1 Mayıs’ın işçi bayramı olduğunu 5 yaşındaki çocuklar bile bilir. Tüm dünyada işçiye “Bayram” ilan edilmiş olan bu günde, alınlarının teriyle ekmeğini kazanmaya çalışan mavi yakalı insanlar sokakları doldurur, çeşitli yürüyüş ve gösteriler düzenlenir. İşçi haklarının çalışma şartlarıyla paralel yürütülebildiği bazı gelişmiş ülkelerin aksine, bizim ülkemizde 1 Mayıs günü halk ile kolluk kuvvetlerin çatışması tadında geçer, sokaklar savaş alanına döner, parke taşları sökülür, yaralanan, hatta üzerlerine ateş açılıp öldürülenler olur. 1 Mayıs gününde kalbimiz işçilerin yanında yer alırken, bedenimiz genellikle ev sınırları içinde kalır, fazla dışarlarda dolaşmamaya ve kaza kurşunlarına hedef olmamaya çalışırız.

Hayatımın tüm işçi bayramlarını, haksızlıkların dile getirilmesi sonucu çıkan çatışmalardan korkarak, huzursuz bir tedirginlik içinde geçirdiğim için, bu seneki 1 Mayıs’ta yaşadıklarım (ya da daha doğrusu yaşamadıklarım) paylaşılmaya değer..

1 Mayıs olduğunu akşama doğru, Türkiye’deki aile ve arkadaşlarımın yorumları ve gazete başlıkları sonucunda fark ettim ve sakin sakin geçen bu güne çok da şaşırdım! Bırakın sokakların savaş yerine dönmesini, örneğin bisiklet yarışı gibi en ufak faliyet için zırta pırta trafiğe kapatılan caddelerde herhangi bir hareket yaşanmadı, kimse sokaklarda toplanıp gösteri yapmadı, kimse bayrammış gibi kutlamalar da yapmadı.. Öyle geçip gitti 1 Mayıs.

Tabii insan şaşırıyor, nasıl olur da tüm dünyada bir nebze bile olsa hareketlilik yaşanan bir günde bu şehirde konuyla alakalı bir pankart bile bulunmaz, bir konuşma bile yapılmaz, haberlerde tek satır bile değinilmez diye. Sebebi bu mudur bilmiyorum ama biraz araştırdım ve şu sonuçlara ulaştım:

Mavi yaka bu şehirde oldukça zengin ve refahta. Vasıfsız bir kamyon şöförü bu memlekette yıllık yaklaşık 300.000 dolar maaş alıyor, şehir merkezinden uzaktaki madenlerde çalışıldığında 10 gün işte – 5 gün tatilde vardiya sistemi geçerli. Sosyal haklar doyurucu, işçi sağlığı ve güvenlik inanılmaz ciddiye alınıyor ve bir çivinin bile kullanımına dair 10-15 kural var. Bu kadar da değil, işçiler bizdeki gibi kast sisteminin en altında değiller. İşçiyte saygı duyuluyor ve kas gücüyle çalışan insanlar öğle arasında üzerlerindeki tozu silkeleyip, ellerini yüzlerini temizleyip öğle yemeğini güzel bir restorantta, plazalarından inen beyaz yakalılarla beraber yiyebiliyor. Yaşadıkları evlerde havuzları, çocuklarını gönderdikleri özel okulları ve güçlü arabaları da oluyor.

Bu nasıl sağlanabilmiş bu ülkede bilmiyorum ama halen mavi yakaya ihtiyaç oluşu, madencilik, inşaat sektörü gibi alanların önündeki açıklık ve toplumsal kast sisteminin yokluğu sanırım nedenlerden biri. Bir de, sanırım bizdeki “ben çok üstün biriyim, bu işi yapmam” anlayışı burada yok. Bizde botuna çimento sıçramamış nice mühendisler vardır, ya da “mcdonalds’da hamburger kızartmak” bir toplumsal felakettir.. Fakat burda üniversite mezunu da kamyon kullanmaktan gocunmuyor, bunu bir öğrenim gibi görüyor, şantiyede çalışmadan direkt projeye zıplayan mühendisler yok burada. İşi çekirdekten öğrenmek, alın teriyle kazanmak bu ülkede hala saygı görüyor ve bir vasıf olarak kabul ediliyor.

Bizdeki zorlama “bayram” coşkusuyla, buradaki “bayramsızlık” arasındaki fark tam da bu işte.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder