14 Mart 2010 Pazar

Limonlu Tart


1 + 1/4 su bardağı Un
1/2 su bardağı hamur işleri margarini / tereyağ
1/3 su bardağı pudra şekeri
1 yumurta sarısı
3 yemek kaşığı su

Bu kilo aldırıcı malzemeleri, sabah uzun bir koşuya çıktığımız için vicdanımızla bir problem yaşamadan, rahatça bir kapta karıştırıyor ve meşhur “kulak memesi kıvamlı hamur” haline getiriyoruz. Buzdolabında üzeri bir bez ile örtülü olarak 20dk dinlendiriyoruz. Daha sonra dolaptan çıkardığımız hamurumuzu 25cm çapındaki yuvarlak pay kabımıza özenle yayıyor ve üzerini aluminyum folyo ile kaplıyoruz.170 derecede önceden ısıtılmış fırınımıza kabı yolluyor; 15dk folyolu, 5dk (ya da hafif pembeleşip kızarana dek) folyosuz pişiriyoruz. Bu arada şöyle bi divana uzanıp şekerleme yapmıyoruz, bilakis, hızlıca limonlu pudingimizi hazırlamaya başlıyoruz. Bunun için gerekenler:

Yumurtanın içinden çıkan tavuğun içinden çıkan 4 yumurta
1/3 su bardağı toz şeker
3/4 su bardağı limon suyu (limon sıkacağınız yoksa ve avustralyanın özenle yetiştirilmiş iri ama susuz limonları ile mücadele ediyorsanız, bu işlem yaklaşık 30dk ve bir hayli kas gücü alıyor)
1/3 su bardağı krem-şanti
2 yemek kaşığı rendelenmiş limon kabuğu (sarı sarı mis gibi)

Bu malzemeleri de sebatla karıştırıyoruz ve fırından taze taze çıkan, mis gibi kokan hamurumuza dikkatlice döküyoruz. Bu noktada dikkat etmemiz gereken husus: malzemelerle hamurun yüksekliği eşit olmalı. Yoksa olmaz! Bir akrobasi ustalığı ile fırınımıza geri attığımız (ve atarken döküp, heryanı yumurta edip, kendi kendimize küfredip, tüm fırını temizleyip, bu arada kolumuzu kızgın demirde dağlayıp, bide buna sinirlenip hafif çapta bir nörotik süreç yaşadıktan sonra fırının içine hayran hayran bakakaldığımız anları takiben) tartımızı 20dk kadar pişiriyoruz. 20dk’nın sonunda tartın ortasında hafif ıslak alan kalmış olabilir ama tartın genelinde bir pişmemişlik söz konusuysa pişene dek işleme devam.

Nar gibi kızarmış, üstü bir güneş gibi sapsarı parıldayan ve tüm eve mis gibi kokular salan tartımızı fırından çıkarır çıkarmaz, ailecek başına üşüşüp, kendisine çatal ile girişmiyoruz. Tartımız soğurken “Sabreden derviş muradına ermiş” atasözünün uygulamalı pekiştirilmesi olan bu tart pişirme deneyiminden çıkardığımız dersleri, tartın başucunda 20dk kadar anlamsızca tartışıyoruz. Alternatif bir sanatsal yaklaşıma sahipsek, bu süre zarfında yarısını paketten çıkarırken yediğimiz ahududuların kalan kısmıyla, tart üzerine bilinçaltı istek ve arzularımızı da yansıtabiliriz.

Tartımız yenilebilecek kadar soğuduğunda (ideal olarak bu birkaç saat sürse de, kimsenin psikolojisi o kadar beklemeyi kaldıramayacağı için, ağzımızın kızgın pudingle haşlanmayacağı bir süre kafidir) tartı güzelce kesiyor, arzu ve beklentiyle kocaman olmuş gözbebeklerimize de ziyafet çekebilmek amacıyla, kenarına yemyeşil bir taze nane tutamı koyuyor ve elinde çatalla beklemekte olan ailemize şefkatle sunuyoruz.

Şeker, yağ, un gibi temel besinler içeren, pre-menstrual sendroma birebir tatlı-ekşi tartımızın yanında; şefimiz güzel bir gün batımı manzarası ile hoşsohbet dostlar önermektedir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder